kiritikoritmik

• 13/3/2008 - kramp hortladı......

UNDRGROUND ROCK PARTİ (Turkey)
Thursday, April 3rd, 9:00pm at NEVA, Beyoğlu
You have been invited by Nezih Ahmet Onur.
Add an RSVP note to the event profile: (optional)
Would you like to accept this invitation?

ÇALINTI KONSERLERİ NO. 1: KRAMP (Turkey)
Thursday, March 20th, 9:00pm at Taksim
You have been invited by Nezih Ahmet Onur.
Add an RSVP note to the event profile: (optional)
Would you like to accept this invitation?

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 1/12/2007 - Jean Sibelius Ve Aydın gün'e taziye: Tufan Türenç/hürriyet

Gizemli Sibelius ve iki Türk virtüöz


GEÇTİĞİMİZ hafta Şef Cem Mansur’un yönettiği Akbank Oda Orkestrası’nın çok ilginç bir konserini izledim.

Konserin ilginç olmasının iki nedeni vardı.

Biri çalınan iki parçanın Finli besteci Jean Sibelius’a ait olmasıydı.

İkincisi 30 yaşındaki Türk bestecisi Can Aksel Akın’ın ney, keman ve orkestra için yazdığı "Arar"dı.

Solistler keman sanatçısı Atilla Aldemir ile neyzen Kudsi Erguner’di.

Atilla Aldemir genç bir sanatçı. Ama her geçen gün kariyeri hızla yükseliyor.

Uluslararası yarışmalarda çok önemli ödüller kazanan Aldemir’in adını önümüzdeki yıllarda çok daha sık duyacağız ve onunla gurur duyacağız.

Kudsi Erguner bir üstat. Onun yorumları yurtdışında da büyük ilgi görüyor.

Arar’ı mükemmel çalan her iki sanatçının birlikte çok daha güzel ve unutulmaz konserler vereceğini umuyorum.

* * *

Konserden önce Cem Mansur, Jean Sibelius’u anlattı.

Sibelius hem ilginç, hem de tuhaf bir adam.

1865’te doğmuş, 1957’de 92 yaşında ölmüş.

Uzun ömrünün son 26 yılında hiç beste yapmamış.

Helsinki yakınlarında bir köy evine çekilip durmadan sigara ve votka içmiş.

Finlandiya’nın yetiştirdiği en ünlü bestekár olan ve dünya müzik repertuvarına eşsiz yapıtlar kazandıran Sibelius bir gün karısını çağırıp yarım bıraktığı bestelerinin notalarını istemiş.

Sonra bunların hepsini şömineye atarak yakmış. Bu arada yazdığı son senfonisi, yani sekizinci senfoni de şöminede kül olmuş.

Sonra da karısına dönüp "Oh, şimdi rahatladım" demiş.

Sibelius 7 senfoni, 16 senfonik şiir, çok sayıda ses, oda ve sahne müziği bestelemiş.

* * *

Finlandiyalılar Sibelius adını duyunca "Evet bir sanatçı çıkardık ama pir çıkardık" derler.

Sanatçı 90 yaşındayken hastalanmış. Doktorlar vücudundan bir tümör çıkarmışlar, kesinlikle sigara ve votka içmemesini söylemişler.

Sanatçı gayet sakin bir şekilde doktorlara şöyle demiş:

"Merak etmeyin ben ölmem. Yıllar önce bana sigara ve içkiyi yasaklayan doktorların hepsi öldü ama ben hálá yaşıyorum."

Yaşamının son 30 yılında tek bir gazeteci ile konuşmayan Sibelius özellikle eleştirmenlere düşmanmış.

Bir gün bir arkadaşı Sibelius’a "Eleştirmenler senin yapıtlarında yaratıcılık olmadığı söylüyorlar" demiş.

Sanatçı, arkadaşını "Çevrene bak, gördüğün büstlerin tümü bestecilere aittir, bir tane bile eleştirmen büstü göremezsin" diye yanıtlamış.

Aydın Gün’ü kaybettik

BU yazıyı yazarken ünlü bariton Mete Uğur aradı ve büyük bir üzüntüyle Aydın Gün’ü kaybettiğimizi bildirdi.

Aydın Gün... O bir efsaneydi.

Türk opera ve balesinin bugünlere gelmesinde büyük emekleri ve çabaları vardı. Yeri doldurulamaz. Bunu bugün çok daha iyi anlıyoruz.

Allah rahmet eylesin.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 1/12/2007 - Türk rock'ının tarihi yazılacaksa Kramp'sız olmaz Abdülkadir Elçioğlu

Türk rock'ının tarihi yazılacaksa Kramp'sız olmaz

APTÜLKADİR ELÇİOĞLU

Uzun bir aradan sonra Kramp tekrar geliyor. Onları aralık ayı içinde Beyoğlu'ndaki "Do Rock" ta her pazartesi verecekleri 4 konserle yeniden dinleme imkânı bulacağız. Bu kavuşma konserlerle sınırlı da kalmayacakmış, grup yeni albümü bu kış tamamlamayı da hedeflerinin arasına koymuş bile. Kramp, vokal ve gitarlarda Doğan Sakin , basta Nezih Onur ve davullarda İdris Tubcil 'den olusan klasik üçlüsüne Kronik grubunun gitaristi Özer Sarısakal 'ı da ekleyerek bu buluşmayı gerçekleştiriyor.

70'lerin ortalarında ODTÜ'de Elektrik Mühendisliği'nde okurken babasının ölümü ve öğrenci olayları nedeniyle okulu son sınıfta bırakıp İstanbul'a dönmek zorunda kalan Nezih Onur, İÜ Edebiyat Fakültesi Yabancı Diller Bölümü'nde İngilizce okumaya başladı. Bu fırtınalı günlerin içinde Nezih'in hayatına rock iyiden iyiye giriverecekti. O günlerde Kramp'ın vokalist, gitaristi olan Doğan Sakin de hayatını matbaacılıktan kazanan biriydi. 1978 yılında zaten çift dikiş gittiği ortaokuldan disiplinsizlik sebebiyle atılmıştı. Rock'n roll onun da hayatında önemli bir yer tutuyordu. Ancak Doğan'ın gitaristliğe karar vermesi 1980 yılında gittiği askerlikle gerçekleşecekti. Askerde tanıştığı gitarist Solak Orhan (ÖNAL) ile Sarıkamış Orduevi'nde müzik yaşamına başladı. Kramp'ın davulcusu İdris Tubcil ise kuluplerde DJ'lik yapan biriydi. Zaten grubun kurulduğu ilk günlerde de İdris'in çalıştığı kulupte ilk provalarını yapacaklardı. Grup böylece 1984 yılında kurulmuştu.

Kramp'ın kurulduğu yıllarda plak şirketleri, basın rock müziğiyle ilgilenmiyordu. Ancak "genç gruplar" ibaresiyle ufak haber olarak müzik dergilerinde "dostlar alışverişte görsün" misali yazılar arzı endam ederdi. Oysa o yıllarda rock gruplarının konserleri görkemli kalabalıkları toplardı. Egzotik Band, Devil, Ra, Whisky, Asım Can Gündüz ve Ambulans, Keops gibi toplulukların 80'lerde başlayan atağı içinde Kramp da yerini aldı. Ancak onların asıl önemi 80'lerin sonlarına doğru hissedilecekti. İlk dönem rock grupları yavaş yavaş sessizliğe gömülürken Kramp, büyük bir öncülük yapacaktı. 90'lara doğru genç grupların thrash metal modası ortalığı sarmıştı ve Kramp'ın blues altyapılı hard rock tarzı müzikal birikim ve bilincin korunmasını sağlayacaktı.

KRAMP KONSERLERİ AYRICALIKLIDIR

Kramp, konserlerin yanı sıra en çok demo çıkartan grup unvanına da sahiptir. İlk olarak 1986'da çıkardıkları "Onlarla" demosu kendi olanaklarıyla kaydedilmiş ve Bakırköy'de bir sahaf dükkânında satışa çıkartılmıştı. Bugün bile birçok insanın tozlu arşivinde bulunan bu demo hatıraları canlandırmanın yanı sıra bildiğimiz birçok Kramp parçasının da değişik yorumlanışını bizlere sunar. Kramp'ın belki de en büyük özelliği budur; rock'ın doğaçlama tekniğini çok ince ve elektriklenme ile yakalayabilmişlerdir. Konserlerinde yer yer saykodelik yankılanmalarla 70'lerin özgür yorumlu, güçlü tavrını günümüz müziğine taşıyorlardı. Kramp'ın albüm kayıtlarından çok konser yorumlarını dinlemek kendi adıma çok daha keyiflidir. Onların canlı yorumunda bir parçanın ne sonuç alacağını bilmenize imkân yoktur. O güne ve ortama göre sololar farklılaşabilir, daha önce duyulmadık partisyonlar girebilir. Yani yaşanan müziktir ve sonucu kestirilemez. Yorumlanan parçalar ortamın, dinleyicinin duygusuna göre yeniden şekillenir.

LAN N'OLDU BE!

Rock grupları 90'lara adım attığımızda plak şirketlerinin duvarını kırarak kaset çıkartacaklardı. Kramp da 1993 yılında "Püf Püf" isimli ilk albümlerini çıkardı. Bu albüme Erdinç Ünlü 'de "Lan N'Oldu" parçası ve vokali ile katkıda bulundu; Gökalp Baykal da kayıtlarda bazı parçalara synthesizer ile eşlik etti. Zamanına göre oldukça cesur bir albüm olan "Püf Püf" yayıncı şirketin gazabına uğramasaydı, etkisini daha da genişletebilirdi. Plak şirketi albümü kullanılmış kasetlere basınca sonuç idealden uzaklaşmıştı. Bu albüm üç yıl sonra "Ada Müzik" tarafından "Lan N' Oldu" adıyla tekrar yayınlandı.

İkinci albümleri "İstanbul Sokakları" ise 1998'de çıktı. Albümde ilk olarak Erkin Koray 'ın seslendirdiği, sözleri ve müziği Nuri Kurtcebe 'ye ait olan "Tek Başına" isimli şarkı da yer alıyordu. Bu sefer grubun vokaline Ahmet Karaferya geçmişti. Grubun kuruluş yıllarında demo kayıtlarında da çalışan Karaferya, "İstanbul Sokakları" nda Tom Jones 'la Cem Karaca arası bir tavır getirse de klasik dinleyici Doğan'ın sesini arayacaktı.

' SOUND'U OLAN ENDER GRUPLARDAN

Kramp'ın Türkiye'de rock müziğine yaptığı en büyük katkı; köprü kuruculuğu olmuştur diyebilirim. Ülkemizde rock gibi tarzlar hakim piyasada yer bulamadığı için yapılan birikimler her on yılda bir tekrarlanır. Bu tekrarlanışta başı çeken genç kuşak bir önceki birikimleri göremeden kendi yolunu bulmaya çalışır. 60'larda Erkin Koray, Barış Manço, Cem Karaca gibi ustaları milad kabul edersek 80'lerden sonra yaşanan travma gençliği yeniden keşfe maruz bıraktı. Onların yarattığı birikimi de 90'larda gelen yeni kuşak bayrak yarışı misali alamadı. 2000'lerde de bundan farklı bir şey olmadı. İşte Kramp, "Anadolu Rock" ın 60'larda hazırladığı 70'lerde olgunlaştırdığı tavrın farkında olarak Batılı hard rock tarzını kendi kişiliklerine uygun bir sunumla taşıyacaktı. Bu bir bayrak yarışının disiplininde gerçekleşirken Kramp'ın bire bir "Anadolu Rock" tarzını ve bulgularını sürdürmemesi ama onun temelleri üzerinde şehirli bir rock tarzını oturtmaları övgüye değerdi.

Eskiden beri süren "Türkçe rock olur mu!" tartışmasının içinde Kramp umursamaz bir şekilde tavrını sürdürmüştür. Batılı rock tarzını çok iyi özümsemiş olduklarından İngilizce rock yapan grupların yanında (Türkçe Rock yapmalarına rağmen) onları görebilmeniz mümkündü. Buralı bir şeyler yapıp yapmama konusunda ise onların müziğinde yerel ezgilerin katıldığı sentez oyunlarını da göremezsiniz. Fakat onların başardıkları asıl önemli bir şey vardır ki; o da "sound"larının (yani kendilerine has müzikal ses) olmasıdır. Bu öyle bir özelliktir ki, ilk defa dinleyen biri bile ikinci dinleyişte onların izini rahatlıkla bulabilir. Kramp bu nedenle kendi gibi olabilmeyi başarmıştır. Böyle olunca da evrensel müzik anlayışlarının sunumu Türk Rock grubu olmalarının da izlerini verir.

Türk rock'ının kilometre taşı olan Kramp ile uzun bir aradan sonra 3, 10, 17, 24 Aralık tarihlerinde, "Do Rock" ta (İstiklal Caddesi, İmam Adnan Sokak, No. 10, Beyoğlu) verecekleri konserlerde buluşmak gerçek anlamda bir mutluluk diyebilirim. (Konserler saat 21.00'de başlayacaktır)


Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 26/7/2006 - EMİNEM BADEM BIYIK BIRAKMALIDIR

EMİNEM  BADEM BIYIK BIRAKMALIDIR

sarp bengü

 

Birileri eğitimsel olarak Eminem tehlikesine gülümseyerek ,ama pek fazla da önemsemeden dikkat çektiler.

Ne oluyordu böyle? Çocukları ne izliyor, dinliyordu? Bir dünya para verip, kolej okutup, İngilizce öğretip öğretip çocuklarına Eminem serseriliği mi sunacaklardı?

 

Politika ile iyi kötü ilgilenmişlerin bildiği gibi bir za­manlar alınması satılması bulundurması çok ya­sak bir kitap vardı. Sakallı bir adam yazmıştı. "Av­rupa'da bir 'heyula' kol geziyor..." diye başlıyordu. Sonra gelecek yüzyıllarda siyasi akımları değiştirecek ilk düşünceler böyle başla­mıştı.

Derken, politika her şekilde teneffüs edilmeye başlandı. Özellik­le müzik yoluyla kadın-erkek herkesin estetik bulduğu bir 'heyula' daha kol gezmeye başladı, Avrupa'dan sonra bize de uğradı. Stüdyo İmge ilk Eminem kitabını yayımladığında herkes şaşkındı.

Anneler hoşgörülü bir tedirginlik içindeydiler. Amerikalı parlak sokak delikanlısı halkının genel eğilimlerini, söylemini, yaşama biçimini, kültürünü oyun hamuru gibi yoğurup biçimden biçime sokuyordu. 'Heyula' giderek büyüyordu. Televizyondaki küpler giderek daha dik­kat çekiyor, baskıcı Türk aile yapısı içindeki endişe uygun ısıda çat­lamayı bekleyen hamamböceği yumurtasına dönüşüyordu.

Şimdi Eminem'den rahatsız olan ailelerin kadınsız kovboy filmle­riyle başlayan çocukluğu, çocuksu- masalsı Türk filmlerinin dramatizasyonunu Elvis dağıtmıştı. Çocuklar erginliği sürerken savaş film­leri furyası ile Türk sanat müziğinin çıtkırıldım kibar sözleriyle fesleri­ni saklamış dedelerin torunları ergenlik çağında Beatles dinlemeye başlamış ortalık karışmıştı. Saç uzatan gençlerin eğitimli aileleri ek­meği kesilen berberlerin sendikası gibi çalışmaya başlamışlardı. Yet­memişti, yine savaş rüzgârlarına ve ardından bu kez daha beterine denk gelmiş, ebeveynler rock'a çatmışlardı. Ve 'tüm anneler-babalar birleşti'. İhtilal yaptı.

Sonra söylemler karıştı, siyaset yapmasın da müzik dinlesin başladı. Çünkü bizler pedagojik kuralları ve "terbiye ilmini takip eden" efendi çocuklardık. Her zaman birileri pedagojik kaygılarını be­lirtirdi. Her zaman daha beterine çarptılar. Gideni aradılar. Üstelik şimdilerde Eminem'le pedagojik kaygılara kapılan, dış rüzgârların bulutlarının nemini çabuk kapan yapısıyla ebeveynlerimizin bir kısmı kısa bir süre önce Rus şapkası giyen ortaokul öğrencileriydi. Sonra Fransız lejyon şapkalı demiryolcuların trenlerine binmişken darbeler atlatmış geçmiş yılların hippileri, rockırları olan ebeveynlerimiz artık eski kulağı kesik olmuşlardı. Yaşadıklarını çocukları yaşamamalıydı.

 

Çocukları ot içmemeli, itaatkâr olmalı, işlerine düzgün gidip gelmeli, kaka olmamalıydı. Şimdi yeni bir Eminem pedagojik tehlikesi ortaya  çıkmıştı. Kliplerinde anasını gömen, gözleri esrar baygını, kadınlara hiç kibar konuşmayan bir 'zibidi'.

Birileri eğitimsel olarak onun tehlikesine gülümseyerek pek fazla da önemsemeden dikkat çektiler. Ama ne oluyordu böyle? Çocukla­rı ne izliyor! dinliyordu? Bir dünya para verip, kolej okutup, İngilizce öğretip öğretip bu mikroplukları mı kapacaklardı? Yine eski şarkı tek­rarlanıyor, eğitim adına güvenilmemiş, ihtilal görmekten püre haline gelmiş kuşaklar lanete uğramış gibi çocuklarının başına Eminem be­lasını getirmişlerdi.

Şimdi Eminem'in keskin sözleri tüm kaygılı-tutucu Ortodoks ebe­veynlerin korkulu heyulası oldu bile. Pedajoyi ortodoksizm sayanlar herkesin aklına ilk gelebilecek kaygıları pedagojik saymışlardır. Çok

 gülünç ki yirmi aylıkken çatalı, otuz aylıkken makası yasaklayıp, ipli çekmeli arabaları tehlikeli sayan, çukulata kaplı sürpriz yumurtalardan çıkan iskelet oyuncakları yasaklatan ebeveynlerin başına Eminem gibi bir "bilmem ne çocuğu" geldi. Bizim depresif aşırı koruyucu yaratıcılık düşmanı eğitim sistemimizi bu herif her türlü aşağılıyor­du. Kamçı gibi zencilerin yanındaki duruşu bile bir 'tehlike' çağrıştırı­yordu. Zeki Müren'i yücelten, Bülent Hanım'ı baştacı edenler gay kaygısına bile düşmüştü. Bir zamanlar genç oğlanlara karanfil yedi­rip güzel kokulu kakasını tabakalarda saklayanların kültüründen ge­len bir pedagog olarak Tarkan'ın ününün arkasında erkeklerin içini sertleştiren, kadınlara ibrik akıttıran imajına bugüne dek eğitimsel yaklaşılmamasına pergel yuvarlamamak da elde değil.

 

Amerikalıların eli armut mu topluyor? Onlar da halkla ilişkiler bilimi­nin çift yanlı çengelini kullandılar. Satış önemli değil mi? Zaten bizim­kileri yıkayan ustalar onlar değil mi? Tüm cıvırlar Eminem'e neden bal­lı lokma tatlısı vermesin? Neden abazanların ve genç kız ilişkisi sıkın­tılı ergen mastürbatörlerin ve oğlan severlerin düşü olmasın? Bakıyo­ruz ki Eminem yabancı bir kültürle bile bunca özdeşleşilebiliyorsa ka­pitalizm globalleşme ötesinde insani değerlerin söylem biçimlerinin iletişim tarzının ortak ruhsal bir dile yansıması da yadsınamaz.

Ülkemizde geniş bir kesim aile ve çevrede yıpranmış posttravmatik yaşantı geçiren insanlarımız ezgin sözleri ve türküleriyle her ne kadar isyan etse de cezaevlerindeki duvarlara çöküp kalır. Türk­çe'nin hip-hop'a yakınlığı uzun bir süre Ahmet Arife bile orta par­makları havada 'demir kapı, kör pencere, yastığım...' yaptırmamıştır. Çünkü bizim raconumuz ağır ol molla desinler düsturuna oturmuştur. Ama çocuklar dünyayı yenilerler. Dünyanın taze kanıdırlar. Ya­şam gençlikle tazelendiğinde babalar ve anneler kendi kuşaklarını küreyen kürek seslerine kulak tıkayamayacaklardır. Eminem'de an­ne idolünün tüm dinlerde psikolojide ve sosyal yaşantıda ortak nok­talara ulaşması ve gömülmesi hiç yeni değildir. Pedagoji tarihine ba­karsak ne Musa'yı öldürmeye çalışan babası firavun onu peygam­berlikten ne de bakire Meryem İsa'yı kurtarıcılıktan alamamış, taht­larını koruyamamıştır. Anne takıntısı kültürel bir öğeyle Eminem'de hoş ikonik bir hale gelmiştir. Cennet annelerin ayağı altındadır ama birileri de çoktan ayak fetişisti olmuştur bile.

Eminem'i anlamaya çalışırken anne idolünde Hıristiyan-Katolik kültüre ve dini anlayışın postdemokratik-postmodern anlayışına yabancı kalmak olası değildir. Meryem, tombul memeli bir ikona olmak­tan hiçbir zaman kurtulamayacaktır. Çünkü son gelen kuşak bir ön­ceki kuşağı hep eskitmiştir. İsa yeni olmanın cezasını çarmıhla öde­miştir. Eminem aslında bu çarmıh işine uyanıktır. 'Çekiç alıp ayağını arabaya çivilemiştir.' {Slim Shady, Cum On Everybody.) Eminem ve tarzının başarısı salt İngilizce'nin şiire yatkınlığından değil 3. dünya ülkelerinin zor koşullarda yaşamış sokak insanlarının öfkeleriyle örtüşmüştür.

Yine de çocuklara Eminem dinletmek doğru mudur, eğitimsel mi­dir acaba? Okulların sevimsiz binaları, perdesiz sınıfları, eğitim sis­temi bu soruyu Eminem'e yöneltme hakkını ne kadar verir. Pedago­ji; eğitim ve insana güvenmekten gelir, Jan jack Rousseau'dan beri insanın iyiye ve doğruya gideceğine inanan bir disiplindir. Öğretmek ise sevgiden kaynaklanır. Eminem gibi yaşamak aşağılanan zenci dostlarını küçümsememek, ortak ve yüksek sınıf değerlerini ipleme­mek, bizim sınıf atlama çabasındaki gecekonducumuzun işi pek de­ğildir. Emrah ve Doğuş sınıf kökenine dayanılarak Eminem'e benzetilmişse de toplum değerlerinin en Ortodoks çocukları olmuşlardır. Eminem'in zencilerin arasında bir beyaz olması sosyolojik olarak bi­zim için anlamsızdır.

Tüm dünyada ot neredeyse serbestken Eminem bu ülkede pedagojik kaygılara nasıl ilaç olabilirdi? Çocuklar soru sormaya baş­larsa "uyuşturucu mu alıyorsun yoksa evladım? Senin kanınla bes­lendi güzel halım" (Slim Shady, Brian Damage) diyen annesinin eğitim anlayışı onun eleştirenlere en iyi yanıt, ironik bir pedagojik yanıt olmuyor mu?

Yapışkan, korumacı, ilkeleri oturmamış anne tavrına Eminem'den gelen eğitimsel yaklaşımdan daha ilerisi var mı? Tür­kiye'de kim şarkı sözünde cumhurbaşkanının karısını Hillary Clinton gibi bademciklerini alıp şerbet içirir. Bu mecazi anlamın sokak an­lamı açıkken, Eminem'in yaşadığı ülke demokrasisi böylesi ileriyken, o bizim için eve sokulası bir tip olabilir mi? "Ot için, hap atın, okuldan atılın, adam öldürün ve içki için sonra da yasalmış gibi direksiyonun arkasına geçin, gidip bir dükkân soyacak kadar salak biriysem" diyorsa, (Slim Shady, Role Model) çocuklarımız salak mıdır. Genç­lerin ve çocukların kafalarında yeni bir dünya canlanıyor, çünkü Eminem eski dünyayı anlayışı ile 3. dünya pedagojisini çarmıha ger­miştir. Yeniliklere doymayacaktır. Babalarının ve annelerinin gerek­siz baskı ve yasaklarından çektiklerini unutmayanlar anımsasın er­genlik sivilcelerini çıtır çıtır patlatanlar Eminem'le duygularına yol buluyor sorunlarını dile getirebiliyorsa "mesele" nedir? Ama bizim geleneksel tavrımızca bu çözüme bir tıkaç takmak kesinlikle gerek­lidir. Bizim eğitim anlayışımıza yakışan budur. Hatta çocuklarımız kötü etkilenmesin diye bundan sonraki klibinde de badem bıyık bırakmalıdır.

 

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 26/7/2006 - BODA TUTUKLANMALI Kurt Cobain üstüne güzelleme

BODA TUTUKLANMALI

sarp bengü—2003

 

Bilgelik Sokrates dahil bir çok önderi ölüme mahkûm etmiştir.

Ama Cobain'in tutkusunun azalıyor olmasını mutlaka Boda çıkarmıştır.

Her ne kadar uyuşturucuyu sürekli kullanmıyor, eğlence amaçlı takılıyor olsa da Roma konserinden önceden başlayan nezlesi bağımlı bir vücudun işaretçisiydi.

Evet. Ölümünün ardından bunca yıl geçmesine karşın Kurt Cobain’ in duygusal, muhteşem, hepimizin yüreğini titreten o ezgileri yaratan müthiş adamı öldüren Boda denilen katil tutuklanmalı. Şu gerçeği herkes bilsin ki Kurt'ü öldüren Boda'ydı!  Boda'nın Kurt'ü öldürdüğünü bugüne dek kimse bilmiyordu, artık herkes bilsin. Çocukluğunda yemek masasında Kurt'le sütünü paylaşan Boda, kendi is­mini koyan Kurt'ün hayali oyun arkadaşıydı. Ve cinayetin ardından hâlâ tutuklanmadı. Üç amcası da intihar eden Cobain'in dünyayı karşı çektiği silahlarla oynaması ne tatlı bir çocuksuluktur. Hangi çocuk dünyayı manüpile etmekte kolaylık sağlayan, dünyaya karşı şid­deti azaltan silahlardan uzak kalır? Silah şiddettir ama şiddeti yaratan silah değil dünya­daki yaşama biçimi ve tarzıdır.

Boda bunu biliyordu. Boda tam da Kurt'ün annesi ve babası ayrıldığında bu gerçeğin tamamen farkındaydı. Arkadaşının siperlerin en önüne karşı tarafın kalkanlarını şaşırtmak için yerleştirilen Romalı okçular gibi, İsa ve Jimi Hendrix gibi solak olduğunu biliyordu. Chuck dayı gitarını Kurt'a hediye ettiğinde ona her yemek saatinde olduğu gibi büyük ola­sılıkla bir gitarist olarak solak silahşörlerin en iyi olacağını da fısıldamıştı.

 Boda, Aberdeen denilen küçük kasabada İslam ülkelerinde pek bilinmeyen bir gerçeği Kurt'e söylemişti. Kadın nasıl sevgi adına Meryem Ana'dan kuvvet alıp görünmeyen ba­baları olan çocukları doğurmaktan çekinmiyorsa ve utanmıyorsa İsa'nın bile bile ölüme gitmesinin ne denli erkekçe olduğunu anlatmıştı. O zamanlar Cobain "Smiles Like Teen Spirite" şarkısındaki denli yeşil elma gülücükleriyle onunla sofrada konuşuyordu. Kurt an­nesiyle babasının ayrılığından utanıyordu, bu yüzden Boda ortaya çıktı. Boda erkekti, çift ruhlu denilen balık burcu gibi birlikte yaşıyorlardı. Başarıya doymayan kendinden daha iyi birini sevmeyen ihtiraslı biriydi Boda. Kurt'le eşcinsel bir ilişki içindeydi. Dünyada birçok boşanmış insan varken üstelik yalnız çocuk büyütmek doğalken, her yemekte Kurt'ün an­nesinin kızdığını bile bile onunla konuşuyordu. Annesi Kurt'ün davranışlarından panikledi, çocuğunu doktara götürdü. Böylece Kurt Ritalin kullanmaya başladı. Hani şimdi Batı'da kullanılmayan, ama Türkiye'de leblebi gibi dağıtılan Amfetamin türü ilacı. Boda tezgâhını hazırlamıştı. Çocuklarda uyarıcıların uyuşturucu etki yaptığını biliyordu. Ve sonra Cobain kendi gençlik çağına geldiğinde heveslenmek ve tazelenmek için çocukluğundaki gibi uyuşturucuya gereksinim duyduğunu söyleyecekti. Ama 'kader' onu kendi gibi bir başka Ritalin çocuğu kızla evlendirdi. Boda o zaman çıldırmıştı. Cobain o kız çıkana kadar hep eşcinsel yaşayacağını sanmıştı. Ama Courtney Love ortaya çıkmıştı. Kuvvetli, güçlü, er­kek gibi sarmalayıcı bir kadın. Ve Boda kudurdu. Kurt'e bir kız çocuğu veren Love ile bit­meyen kavgaları başladı.

Oysa Kurt işine düşkün, dürüst bir insandı. Kendini izleyenleri büyülediği gibi onlara bir gün yetersiz kalıyor olmak endişe yaratıyordu. Bu endişeyi Boda hep pompalıyordu. Ölüm ve sıkıntı şarkılarını sözlerinden çıkarmıyordu. "I hate me I want die" (Kendimden nefret ediyorum, ölmek istiyorum) diyordu. Baştan beri yok edilmesi gerekenden sözediyordu. Ve hatta "Milk it”de "Oyuncak biftek, deneme eti / bak parlak taraftaki intihar /Ka­yıp zihniyet senin tarafındayım." diyordu.

Bilgelik Sokrates dahil bir çok önderi ölüme mahkum etmiştir. Ama Cobain'in tutkusu­nun azalıyor olmasını mutlaka Boda çıkarmıştır. Her ne kadar uyuşturucuyu sürekli kul­lanmıyor, eğlence amaçlı takılıyor olsa da Roma konserinde önceden başlayan nezlesi bağımlı bir vücudun işaretçisiydi. Ve aynen Türkiye'deki gibi çözüm sokaklarda "Roş" de­diğimiz Rohipnol ile bulunmaya çalışılmış, akşam çok doğal olarak karısıyla arasında kav­ga çıkmıştır. Karısı bu olaydan çok suçlansa da bir eroinmanın hiç anlayamacağı şey ne­den parası olan bir adamın malını konsere getirmeyeceğidir. Bu iki yanlı bir kılıçtır. Hani balık burcu denilen çift yön; bir yanı Zeus bir yanı Poseidon olan. Büyük olasılık Boda o konserde de ortalığı karıştırıp malı evde bırakan kişiydi.

Yıllar içinde uyuşturucu insanın sinirlerini yıpra­tır. Herkese, tüm iş arkadaşlarına karşı sinirli hale getirir. Ve içe dönüş ölüme götürür. 9O'lı yılların genç ölümlerinde hep aynı tablo vardır. Ama Boda'yı suçlu kılan önemli bir delil vardır ki bu silah kullanımıdır. Uyuşturucu kullanan çoğunluğun silah merakının olması silah ve uyuşturucunun aynı kanal hattı üzerinde bulunması, ikisinin dünyayı manüpile etmedeki ortaklığını gösterir. Cobain, Boda'nın niyetlerini Love ile bir gece şarkı söyler­ken de dile getirmiştir. Love eşini kocam Yoko diyerek sahneye almış ve "son gece nerede

uyuyacaksın"ı çalmışlardı. Aslında tüm şarkı sözlerinde Boda'nın kızgınlığı vardır.

Evet suçlu ve katil Boda'ydı. Kurt'ü öldürdü.

Hem eroin kullananlar bilir ki, over doz denilen aşırı doz ölümü aslında altın doz denilen intihar ölümüdür. Ve hiçbir eroinman eroin varken başka yolu seçmez. Silahları seven Boda çocukluk arkadaşını silahla öldürdü. Çünkü Kurt'ü kimseyle paylaşmaya dayanamıyordu. Boda artık tutuklanmalı serbest dolaşmamalıdır.

 

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

müzikaliteye kiritikoritmik

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS

Arkadaşlar

kitap
raftakiler
sofra
pet
magazincom
makarakukara
autism
otistik
otism
arastirmaci
sarp
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:1
Son Sayfa | Sonraki Sayfa